dersambari.goo-dart.com

BİLGİ VE SLAYTLARDAN YARARLANMAK İÇİN ÜYE OLMANIZ GEREKMEKTEDİR!!!
 
AnasayfaKAPIKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Kritisizm (Eleştiricilik) / Felsefi Görüşler

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
ZypLorD
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 640
Kayıt tarihi : 13/04/09
Yaş : 25
Yer : 'imden sanane :)

MesajKonu: Kritisizm (Eleştiricilik) / Felsefi Görüşler   Çarş. 15 Nis. 2009, 16:05

lman düşünürü Immanuel Kant'ın öğretisi...

Kant'a göre felsefe
araştırması, bir değerlendirme (eleştiri) olmalıdır. Felsefe, us (Al.
Vernunft)'la yapılıyor. Öyleyse usu değerlendirmek, onun ne olduğunu ve
ne olmadığını iyice bilmek gerek. Felsefe nasıl bir usla yapılıyor?..
Deneyden yararlanmayan bir salt us (Os. Akli mahiz, Fr. Raison pure,
Al. Reinen vernunft)'la. Öyleyse salt us nedir?

Kant'ın üç büyük
yapıtından ilki olan Salt Usun Eleştirisi (Kritik Der Reinen Vernunft,
1781) bu sorunun karşılığını araştırır. Salt us, duyarlığın (Al.
Sinnlichkeit) verilerinden alınmamış olan (a priori) bir bilgiyi
gerçekleştirdiği iddiasındadır. Buysa nesneler düzenini aşarak düşünce
düzenine yükselmek demektir. Öyleyse salt usun bilme yöntemi bir
aşkınlık yöntemi'dir.

Salt us bu yöntemle gerçek bir bilgi
edinebilir mi? Öyleyse bilgi nedir, önce onu tanımlamak gerek. Kant'a
göre her bilgi, bir yargı (Al. Urteil)'dir. Ne var ki her yargı, bir
bilgi (Al. Kenntnis) değildir. Örneğin "her cisim yer kaplar" yargısı
bize yeni bir bilgi vermez, çünkü "cisim" kavramı esasen "yer
kaplamayı" içerir; bu yargıda sadece bir çözümleme yapılıyor ve "cisim"
kavramı çözümlenerek kendisinde esasen bulunan bir bilgi hiçbir gereği
yokken yeniden ortaya konuyor.

Oysa "bu yük ağırdır" yargısı
bize yeni bir bilgi verir, çünkü "yük" kavramı kendiliğinden ağır ya da
hafif olduğunu bildirmez; burada, ötekinin tersine, bir çözümleme değil
bir bireştirme yapıyoruz ve "yük" kavramıyla "ağır" kavramını
birleştirerek yeni bir bilgi elde ediyoruz. Demek ki bize bilgi veren
yargılar, çözümsel yargılar değil, bireşimsel yargılar'dır. Salt us bu
bireşimsel yargıyı aşkınlık yöntemiyle, deneyi aşarak
gerçekleştirebilir mi? Kant bu soruya kesin olarak şu karşılığı
veriyor:

Gerçekleştiremez. Böylece metafiziği kesin olarak
yıkmış oluyor: Salt us, deneyden yararlanmadan hiçbir bilgi
gerçekleştiremez. Öyleyse metafizik tasarımlar, insanların romantik
düşlerinden başka bir şey değildirler. (Bu vargı, Kant'ın materyalist
yanını belirtir ve Engels bunun içindir ki kendisine utangaç
materyalist der).

Kant öncesi felsefenin tanrılaştırdığı us,
böylelikle tahtından indirilmiş olmaktadır; artık, aşkınlık yöntemiyle
çalışan salt usa güvenilmeyecektir. Kant araştırmakta, eşanlamda
eleştirmekte devam ediyor: Salt us, bireşimel yargı olan bilgi'yi niçin
gerçekleştiremez?. Çünkü us, sadece bir bireştirme işini
gerçekleştirmektedir ve bu iş için gerekli gereçleri nesneler
düzeninden almaktadır.

Elimizle tuttuğumuz taşı yere bırakınca
onun düştüğünü görüyoruz ve ancak ondan sonradır ki (a Posteriori)
"bırakılan taş düşer" bilgisini edinebiliyoruz. Bu deneyi yapmadan önce
(a priori) bu konuda hiçbir bilgimiz olamaz. Bize bu gereçleri veren
duyarlık'tır. Duyarlık, bu gereçleri bize nasıl veriyor? Zaman ve mekân
içinde veriyor. Oysa nesneler düzeninde zaman ve mekân diye bir şey
yoktur.

Demek ki bunlar duyarlığın dışardan almadığı, kendinden
çıkardığı bir şeylerdir ve duyarlık bunları katmadan, dışardan aldığı
hiçbir şeyi bize gönderemez. Bunlar, deneyden elde edilemeyeceklerine
göre, usun verileri midir? Kant, bu soruya da kesinlikle şu karşılığı
veriyor: Hayır, bunlar usun verileri olamaz. Çünkü küçük çocuklar zaman
ve uzayı düşünmeksizin bilirler, hiçbir ussal işlemi
gerçekleştiremedikleri halde sevdikleri şeylere yaklaşır ve
sevmedikleri şeylerden uzaklaşırlar. Öyleyse, duyarlık, ne nesneler
düzeninden ne de düşünce düzeninden aldığı bu şeyleri nasıl elde
etmiştir?.. Kant, bu soruya, kendine özgü bir karşılık veriyor: Sezi
(Al. Ansehauung)'yle.

Kant'a göre bunlar birer biçim'dir ve
ancak duyarlığın sezisiyle elde edilebilir. Zaman iç duyarlığın
biçimidir, içimizden gelen her duygu zamanla birliktedir; mekân dış
duyarlığın biçimidir, dışımızdan gelen her duygu mekânla birliktedir.
Katılmadikları hiçbir duyumun gerçekleşemeyeceği bu biçimler, usun
verileri olmadıkları halde deneyüstü (Al. Transzendentale)'dürler.
Deneyden çıkarılmamışlardır ama bunlarsız da deney yapılamaz.

Görüldügü
gibi, Kant, artık aşkın (Al. Transzendent) kavramından deneyüstü (Al.
Transzendental) kavramına geçmektedir; ona göre aşkın bilgi olamaz ama
deneyüstü bilgi olabilir. Bir soru daha gerekiyor: Deneyden gelen
verilere duyarlığn seziyle elde ettiği birimlerin katılması, bilimsel
bir bilgiyi gerçekleştirmeye yeter mi? Yetmeyeceğini söyleyen Kant,
sonunda, us'a deneyüstü bir görev bulmuştur: Bireştirme işi.

Kant'a
göre us bu görevi gerçekleştirmeseydi, ne duyuların verileri ve ne de
duyarlığın katkıları bilimsel bilgiyi gerçekleştirebilirdi. Öyleyse us,
bu bireştirme işini nasıl yapıyor? Duyarlığın katkısıyla birlikte gelen
bilgi gereçlerini düzenleyici kalıplara (Tr. Ulam, Al. Kategorie)
sokarak. Us, bu kalıpları ne deneyden ve ne de duyarlığın sezişinden
almıştır; bu kalıplar onda temel olarak vardırlar ve kendisiyle
birliktedirler. Demek ki, Kant'a göre bilgi, gene de, nesneler
düzeninde değil, us'un düşünme düzeninde (Al. Verstand)
gerçekleşmektedir. Kant, böylelikle kendi düşünme yöntemini de bulmuş
oluyor: Deneyüstü yöntem (Al. Transzendental methode).

Kendi
kurduğu bu terimle, eleştirici bakışını dilegetirerek, bilgi'nin
duyuların ürünü olduğunu savunan duyumculuk'la anlığın ürünü olduğunu
savunan anlıkçılık'ın üstüne aşıyor ve gerçeğin, her ikisinin birleşik
bir üstünde'liğinde olduğunu ileri sürüyor.

Önemli olan şudur
ki, Kant, deneyüstü'ne deney'le bağıntısını kesmeden çıkmaktadır. Us,
bireştirme görevini gerçekleştirirken deneyle bağıntısını koparırsa —ki
fiziğin üstüne yükselme anlamında metafizik budur— aşkın'ın alanına
girer ve köksüz düşler kurmaya başlar. Kant'ın deneyüscülüğü, bir
bağıntıcı deneyüstücülük'tür. Bu düzeyde ancak deneyden gelen veriler
birleştirilir, salt usun kurguları bireştirilemez. Usun bireştirici
kalıpları, deneyle hiçbir ilgileri olmayan ve deneyden çıkarılmamış
önsel (a priori) kalıplardır ama ancak deneyin verilerini bireştirmekte
işe yarayabilirler.

_________________






Sayfa başına dön Aşağa gitmek
ZypLorD
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 640
Kayıt tarihi : 13/04/09
Yaş : 25
Yer : 'imden sanane :)

MesajKonu: Geri: Kritisizm (Eleştiricilik) / Felsefi Görüşler   Çarş. 15 Nis. 2009, 16:06

Kavramlar'la nesneler asla kopmaksızın bağıntılı olmalıdır. Metafizik,
bu bağıntıyı gerçekleştiremediği içindir ki metafizik bilgi olamaz.
Yoksa, Kant'a göre; kesin, tümel, her zaman ve her verde geçerli bilgi
elbette deneyüstü önsel bir bilgidir. Çözümsel yargıların tümü
sonsaldır, deneyden sonra gerçekleşmişlerdir ve bu yüzden bilimsel ve
kesin bir bilgi vermezler. Bireşimsel yargıların da önsel olanları
vardır ama sonsal olanları da vardır. İşte asıl kesin ve bilimsel bilgi
bu önsel bireşimsel yargı'lardadır.

Örneğin matematik yargıların
tümü bu niteliktedir, "iki kez ikinin dört ettiği" yargısı hiçbir
deneyden çıkarılmamıştır. Çünkü deney sınırlıdır, bin deney yaparız ama
bin birinci deneyde ne elde edeceğimizi bilemeyiz. Matematik yargılar,
deneyden çıkmamış önsel bireşimsel yargı'lardır ama bir bakıma bu
karakterde olan metafizik yargılara benzemezler, çünkü her zaman deneye
uzanabilirler. İki kez ikinin dört ettiği her zaman denenebilir,
Tanrı'nın varlığı hiçbir zaman denenemez. (Kant, bu düşüncelerinden
ötürü, 1794'te Gillaume II. hükümetinden bir ihtar almış ve din
konusunda yazı yazması yasaklanmıştır).

Kant, usun önsel
kalıplarını, Aristoteles'ten de yararlanarak, yargı biçimlerinden
çıkarıyor. On iki yargı biçimi vardır, öyleyse bunlardan her birini
meydana getiren —kendisiyle biçimlendiren— on iki kalıp olmalıdır. Bir
yargı, ya "insanlar ölümlüdür" önermesinde olduğu gibi tümel (Os.
Külli, Fr. Universel), ya "kimi insanlar erdemlidir" önermesinde olduğu
gibi tikel (Os. Cüz'i, Fr. Particulier), ya da "Sokrates düşünürdür"
önermesinde olduğu gibi özel (Os. Hususi, Fr. Singulier) olur.

Bunları
meydana getiren kalıplar, sırasıyla: Tümellik (Os. Külliyet, Al.
Allheit), çokluk (Os. Kesret, Al. Vielheit), teklik (Os. Vahdet, Al.
Einheit) kalıplarıdır ki nicelik (Os. Kemmiyet, Al. quantitaet) ana
kalıbında toplanırlar. Bir yargı, ya "Herakleitos usludur" önermesinde
olduğu gibi olumlu (Os. İcâbi, Fr. Affirmatif), ya "Diogenes uslu
değildir" önermesinde olduğu gibi olumsuz (Os. Selbi, Fr. Négatif), ya
"ruh ölmezdir" önermesinde olduğu gibi sınırlayıcı (Os. Tahdidi, Fr.
Limitatif) olur.

Bunları meydana getiren kalıplar, sırasıyla:
Varlık (Os. Hakikat, Al. Realitaet), yokluk (Os. Selb, Al. Negation),
sınırlıtık (Os. Mahdudiyet, Al. Limitation) kalıplarıdır ki nitelik
(Os. Keyfiyet, Al. qualitaet) ana kalıbında toplanırlar. Bir yargı, ya
"Tanrı iyilikçidir" önermesinde olduğu gibi kesin (Os. Hamli, Fr.
Catégorique), ya "Tanrı iyilikçiyse kötüleri sevmez" önermesinde olduğu
gibi varsayımsal (Os. Şartı, Fr. Hypothétique), ya "Tanrı ya iyilikçi,
ya da kötülükçüdür" önermesinde olduğu gibi ayrık (Os. Munfasil, Fr.
Disionctif) olur.

Bunları meydana getiren kalıplar, sırasıyla:
Tözlülülük (Os. Cevheriyet, Al. Substantialitaet), nedensellik (Os.
İlliyet, Al. Causalitaet), karşılıklık (Os. Müşâreket, Al.
Wecheelwirkung) kalıplarıdır ki ilişki (Os. İzâfet, Al. Relation) ana
kalıbında toplanırlar. Bir yargı, ya "insanlık belki dik yurümeyle
başlamıştır" önermesinde olduğu gibi belkili (Os. İhtimâli, Fr.
Problématic), ya "Tanrının iyilikçi olması gerekir" önermesinde olduğu
gibi zorunlu (Os. Zaruel, Fr. Apodictique), ya "dünya yuvarlaktır"
önermesinde olduğu gibi savlı (Os. Tahkiki, Fr. Assertorique) olur.

Bunları
meydana getiren kalıplar, sırasıyla: Olanaklılık (Os. İmkân, Al.
Möglichkeit), zorunluk (Os. Vücub, Al. Nothwendigkeit), gerçeklik (Os.
Hâriyet, Al. Wirklichkeit) kalıplarıdır ki kiplik (Os. Darp, Al.
Modalitaet) ana kalıbında toplanırlar. Görüldüğü gibi Kant, deney
verilerinin ancak on iki biçimde birbirleriyle bireştirilebileceğini
ileri sürmektedir. Bu on iki biçimi de dört ana biçimde (nicelik,
nitelik, ilişki, kiplik) topluyor.

Bunlann içinde en önemli
bulduğu ilişki'dir. Çünkü her bireşim bir ilişkiyi dilegetirir. Bu
ilişkilerden de zorunlu olarak nedensellik ve süreklilik yasaları
çıkar. Bu yasalar da, kendilerinden çıkarıldıkları kalıplar gibi,
önseldirler. Kant, bu önsel, deneyden alınmamış, usun kendi malı olan
kalıpların, ilkelerin ve yasaların uygu alanını sınırlarken sadece
metafizik yolunu kapamakla kalmıyor; fizik yolunu da kapayarak
bilinemezci üçüncü felsefe'nin kapılarını açıyor.

Kant'a göre
us, deneyin verileriyle bağını koparıp metafizik yapamayacağı gibi
deneyin verilerinin arkasına geçerek fizik de yapamaz. Çünkü deney bize
sadece görünenler (Al. Erscheinung)'i vermektedir. Bizse bu
görünürlerin ardında bir de kendilik (Al. Ding an sich) hayal ediyoruz
ve yukarı sınırı aşmaya çalıştığımız gibi bu aşağı sınırı da aşmaya
çalışıyoruz. Kant, bu her iki aşamayı da aynı aşma (Al. Transzendent)
saymakta ve usun kalıplarının sadece şeyin görüneni (fenomen)'ne
uygulayıp şeyin kendisi (numen)'ne uygulanamayacağını söylemektedir.
Kant, böylelikle, usun sınırını kesinlikle çizmiş oluyor. Bu sınır
şeyin kendiliği'dir ve hiçbir zaman aşılmamalıdır, çünkü bilinemez.

Kant'ın
oluştuğu ortam, bir matematik-fizik-usçuluk ortamıdır. Nitekim genç
Kant da üniversiteyi fizik doktora teziyle bitirmiştir. Matematiğin ve
fiziğin ilkeleri usun ürünü sayılmakta, gerçeğe us yoluyla
varılabileceğini savunan Antikcağ Elea'lılarının düşüncesi
Leibniz-Wolff öğretisinde en yüksek aşamasına ulaşmış bulunmaktadır.
İngiltere'den gelen yepyeni bir ses, David Hume'un sesi, usun
eleştirilmesini ve yetilerinin gereği gibi belirtilmesini
öğütlemektedir.

Tarihsel düşünce diyalektiği XVIII. yüzyıl
sentezini us'ta gerçekleştirmiştir. Böyle bir ortamda Kant, zorunlu
olarak yapması gerekeni yapmış ve şu sonuca varmıştır: "Bizler,
gizlerle dolu bir evrende bir düşün düşünü görmekteyiz. Gerçekte
bildiğimiz hiçbir şey yoktur. Sezişlerimizin, kavramlarımızın,
deneydışı ide'lerimizin içine gömülmüşük; bir şeyler kuruyoruz. Ne var
ki, bildiğimizi sandığımız şey sadece olaylardır. O olaylar ki,
bilmediğimiz bir nesneyle asla bilemeyeceğimiz bir öznenin birbirlerine
olan ilişki'sinden doğmuştur". Nesneyi bilmiyoruz, özne'yi de asla
bilemeyeceğiz, us'a zorunlu olarak bu iki bilinemez'in ortasindaki
ilişki alanı kalıyor. Oysa us, özgür olma dileğindedir; aşma çabaları
bu yuzdendir.

Salt Usun Eleştirisi'nde bu özgürlük dileğinin işe
yaramadığı anlaşılmıştır; salt us deneyle olan bağını kopararak kuram
yapamıyor, ama eylem de yapamaz mı?.. Kant'ın ikinci büyük yapıtı
Uygulayıcı Usun Eleştirisi (Kritik Der Praktischen Vernunft, 1788) bu
sorunun karşılığını arayacaktır. Zorunlukla olan'ın karşısında bir de
özgürlükle olan var. Öteki bilim, buysa törebilim alanıdır. Us, salt
olamıyor ama uygulayıcı olabilir. Ne var ki bu durumda adı değişerek
irade olur. Doğru'nun duyusu nasıl nesneler düzeninden düşünce düzenine
yükselip biçimlenmek zorundaysa, iyi'nin duyusu da öylece düşünce
düzeninde biçimlenip nesneler düzenine inmek zorundadır. Özgürlükle
olmayan iyiliğin hiçbir anlamı olamaz.

Ceza korkusu, armağan
umudu, beğenilme isteği, göreneğe uyma zorunluğu vb. gibi etkenlerle
gerçekleştirilen iyilik, gerçek iyilik değildir. Demek ki usun
uygulayıcı olarak çok önemli bir görevi var: İyiliği, özgürlükle, salt
iyilik için gerçekleştirmek. Bu özgürlük, duyarlığın bütün etkilerinden
kurtulmuş bir özgürlük olmalıdır. Özgürlük zorlamaz, sadece yükümlü
kılar. Törebilimsel yasa, fizik yasa gibi zorunlu olamaz. O, serbest
bir serim işidir. O, kendi yasasını kendisi koyar. Önceden konmuş ve
verilmiş bir yasaya uymaz.

Demek ki tanrısal ve dinsel bir
törebilim, gerçek bir törebilim değildir. Yasa'yla özgürlük'ün
çelişkisi, ancak kendi yasanı kendin koy'makla aşılabilir. Ancak bu
yasayı insanlığa bir araç olarak değil, bir erek olarak belirtecek bir
biçimde koy'malı. Yoksa deney alanıyla yeniden bir ilişki kurup
özgürlüğünü yitirmiş olursun; çünkü insanlığı araç olarak gözeten bir
yasa, usun özgür yasası değil, kişisel çıkarının yasasıdır. Bu yasa
evrensel ol'malı. Yoksa bu yasa usun gerçek ürünü olan önsel bireşimsel
yargı niteliğini taşımaz ve tümel geçerli'lik niteliğini elde edemez.

Törebilimsel
yasa, deneylerden elde edilmiş bir koşullu (Al. Hypothetisch) yasa
değil, uygulayıcı usun kendi kalıplarında biçimlendirdiği bir
düzenlenmiş (Al. Kategorisch) yasadır. Bir şey elde etmek için değil,
iyilik için iyilik edilecek. İşte Kant'ın iyi irade (Al. Gute wille)
adını verdiği özgür irade budur. (Kant, bu törebilimsel düşüncelerini,
söz konusu yapıtından çok Grundlegung zur Metaphysik der Sitten ve
Metaphysik der Sitten adlı yapıtlarında incelemiştir).

Görüldügü
gibi Kant, Salt Usun Eleştirisi'nde yadsıdığı metafiziği pratik usun
eleştirisinde diriltmeye çalışmaktadır. Kant'ın bu idealist eğilimi
üçüncü büyük yapıtında daha da belirecektir. Doğru ve iyi ideleri
incelendikten sonra geriye usun üçüncü bir işlevi kalmıştır: Güzel
idesi. Us, doğayla törebilim arasında kalan estetik alanda nasıl
işliyor ve bu işleyişin de ötekiler gibi önsel ilkeleri var mıdır?

Kant'ın
üçüncü büyük yapıtı Yargı Gücünün Eleştirisi (Kritik der Urteilskraft,
1790) bu sorunun karşılığını arayacaktır. Kant, duyulardan gelenle
(salt us) düşünceden giden (uygulayıcı us) arasındaki köprüyü yargı
gücü adını verdiği (yargılayıcı us) ussal bir yetiyle kurmak istiyor.
Deneylerden gelenle düşünce gerçekleşiyor, düşünceden giden de deneyde
gerçekleşecek. Oysa bu gerçekleşmenin usun buyruğuna uygun olup
olmadığını yargı gücü denetleyecek. (Bu tema, diyalektik materyalizmin
teori, pratikle doğrulanır önermesinin Kantcı sezisidir).

Doğru
bir düşünceyle gerçekleştirilen bir iyi'liğe "güzel bir davranış"
diyoruz. Öyleyse güzel bu iki ideyi birbirine bağlayan bir köprüdür ki
bunu da yargı gücü gerçekleştirir. Kant, güzel'i yüce'den ayırıyor. Bir
fırtınada denizin kudurmuş dalgalarına bakarak "ne güzel" diyebiliriz
ama gerçekte duyduğumuz güzellik değil; büyüklük, güçlülük ve
ürkünçlükten doğan yücelik (Al. Erhabene)'tir. Yücelik, böylesine gürel
(Fr. Dynamique) olabildiği gibi yıldızlı bir gecenin ihtişamı gibi
matematiksel (Fr. Mathématique) de olabilir. Böylece yüce'den ayrılan
güzel; iyi'den, hoş'tan yararlı'dan da ayrılmaktadır.

Güzel'in
niteliği, hiçbir karşılık gözetmeksizin yargılanır oluşudur. Kantcı
törebilime göre iyi de bu niteliği taşır, oysa iyi eylemsel bir irade
işidir; güzelinse ne eylem ne de iradeyle ilgisi vardır. Hoş duyusal
bir beğeni, güzelse yargısal bir beğenidir. Bir tabak meyve tablosu,
onları yemek isteğini duyurursa hoş ve ancak bu isteği duyurmadıkça
güzel'dir. Yararlı elde edilmek istenir, güzelse sadece seyredilir. Hiç
bir karşılık gözetilmeden beğenilmek onun temel niteliğidir.

Güzelin
başka bir niteliği de tümel geçerli oluşudur, Kant böylece önsel
bireşimsel yargıyı burada da yakalamış oluyor. Demek ki güzel'de de bir
önsellik var, bu önsellik bizi kendisine karşı belli bir tutuma zorlar.
Bu tutum, özel değil, genel bir tutumdur; sadece bizim için değil,
herkes için geçerlidir. Güzellik yargısı kavramsız (Fr. Sans concept)
bir yargıdır, demek ki bir bilgi işi değildir. Güzellik, ereği düşünü
bir ereksellik'tir.

Bir müzik parçasında bize zevk veren onun
bestelenme nedeni değildir, oysa o gene de bir ereğe uygun olduğu için
güzeldir. Kant, böylece, estetik yargı (Fr. jugement esthétique)'yi
ereksel yargı (Fr. jugement téléologique)'dan ayırıyor. Sanatçı güzel'i
yaratırken onu belli bir ereğe göre biçimlendirir, bizse o güzel'i
ereğini düşünmeden kavrarız. Güzelin bizler için anlamı kendi ereğine
uygunluğu değil, bizim ereğimize uygunluğu'dur.

Kant, yapıtının
ikinci bölümünde, ereklik (Al. Finalitaet) kavramını incelemektedir.
Kant'a göre ereklik, Aristoteles'in entelekheia'sı gibi, kendi nedenine
uygunluk'tur. İki türlü uygunluk (Al. Zweckmaessigkeit) var: Biri
güzeli doğuran öznel uygunluk, ikincisi yararlıyı doğuran nesnel
uygunluk. Bunun içindir ki bir çiçek, yağlıboya bir tabloda estetik
yargının konusu olurken bir ilaç kutusunun içinde ereksel yargının
konusu olabilir.

Cansız doga, sürekli bir nedensellik içinde
Dekartcı bir mekanizmle düzenlenmektedir. Canlı doğaysa kendi ereğiyle
düzenlenir. Kömür bir neden-sonuç zincirinin ürünüdür, ama göz pek
bellidir ki görmek için yapılmıştır. Bu yüzden, doğanın açıklanışında
ereklik kavramından vazgeçemiyoruz.

Kant, burada, usun metafizik
yapamayacağını söylediği halde metafiziğin alanına yeniden ve iyice
girmekte olduğunu görerek sakıntılı bir dil kullanmaktadır. Ne
nedensellik ne de ereklik doğanın kendiliğini açımlayamaz, der. Cansız
ve canlı, tümüyle doğa, Kant'a göre bilinemez olmakta devam etmektedir.
Duyular bize bu bilginin anahtarını veremez, ama duyular-üstü'nde
"anlakalır'da birtakım anahtarlar gizlidir". Görüldüğü gibi, idealizmin
kapısını her şeye rağmen aralık bırakmak bilinemezciliğin zorunluğudur.

Kendisinden
önceki felsefe akımlarının düşünsel sentezini ustaca gerçekleştiren
Immanuel Kant'ın, kendisinden sonraki felsefe akımlarını büyük ölçüde
etkileyen bu üç önemli yapıtını toparlarsak şu sonucu saptarız:
Doğru'yu us kurar, iyi'yi us buyurur, güzel'i us yargılar. Bilinemez
kendilik'in dışındaki bilinir olaylar dünyasını teksözle us düzenler.
Bu yargı, idealist bir yargıdır.

Immanuel Kant'ın kendi
felsefesini adlandırmak için ilerisürdüğü eleştiricilik deyimi,
inakçılık ve şüphecilik deyimlerine karşıt bir anlam taeir. Öznel
düşünceci bir yaklaşimla usçuluk ve görgücülük öğretileriyle savaşmak
amacını gütmüştür. Nesnelerin özünün bilinemeyeceğini ilerisürerek
bilme sürecini yadsımış ve bilinemezcilik'e varmıştır.

_________________






Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Kritisizm (Eleştiricilik) / Felsefi Görüşler
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
dersambari.goo-dart.com :: DERSLER :: FELSEFE :: Metin Halinde Belgeler-
Buraya geçin: