dersambari.goo-dart.com

BİLGİ VE SLAYTLARDAN YARARLANMAK İÇİN ÜYE OLMANIZ GEREKMEKTEDİR!!!
 
AnasayfaKAPIKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Devlet Hukuk ve Siyaset Felsefesi

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
ZypLorD
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 640
Kayıt tarihi : 13/04/09
Yaş : 25
Yer : 'imden sanane :)

MesajKonu: Devlet Hukuk ve Siyaset Felsefesi   Çarş. 15 Nis. 2009, 16:09

SİYASET FELSEFESİ

Siyasetin problemlerini siyasi sistemleri,
siyasal hayvanlar olarak tanımlanan insanların belli bir siyasi sistem
içindeki davranışlarını felsefeye özgü yöntemlerle ele alan felsefe
dalı, daha çok normatif bir nitelik arzeden kavramsal araştırma türü;
felsefenin, siyasi yaşamı konu alan, özellikle de devletin özü, kaynağı
ve değerini araştıran dalı.

Siyaset felsefesinin ele aldığı belli başlı konular şunlardır:

1- İnsanın gelişme süreci içinde, yönetimin ya da devletin kaynağı, doğası, amacı ve önemi.

2-
Varolan, varolmuş olan devletlerin sınıflanması ve bu devletlerin
oluşumunda etkili olan felsefe ya da görüşlerin incelenmesi.

3- İdeal düzen arayışları.

4- Ütopyaların yapısı ve bunların gerçekleşme şansları.

5- Bireyle devlet, itaat etmeyle özgürlük arasındaki ilişki, baskı, sansür ve yönetimin gücü.

6- Adalet, eşitlik, özgürlük, haklat ve mülkiyet gibi temel kavramların analizi.

Eski
Yunan’da doğmuş olan siyaset felsefesi, günümüzde siyasi otoritenin
gücünü, doğasını ve kaynağını, siyasi otoriteyle birey arasındaki
ilişkileri ele alır. Siyasi kurumların ve bu arada devletle birey
arasındaki ilişkilerin nasıl geliştirilebileceği konusunu inceleyen
siyaset felsefesi günümüzde daha çok ‘demokrasi’ kavramı üzerinde
durur. Başka bir deyişle, demokrasi problemini sivil toplum-devlet
kavram çiftiyle, özgürlük ve eşitlik ideallerinin oluşturduğu temel
üzerinde ele alan siyaset felsefesinin temel problemi, kamusal gücün,
siyasal iktidarın, insan yaşamının niteliğini korumak ve geliştirmek
için nasıl kullanılması ve ne ölçüde sınırlanması gerektiği problemidir.

Siyaset
felsefesinin uzun tarihi içinde, Platon, Aristoteles, Cicero, Aziz
Augustinus, Aquinalı Thomas, Dante, Machiavelli, Spinoza, Locke, Burke,
Rousseau, Mill, Bentham,Tocqueville, Saint-Simon, Comte, Hegel, Marx ve
Engels gibi düşünürlerin önemli katkılarından söz edilebilir. Buna
karşın, 20. yüzyılda siyaset felsefesi alanındaki katkılar, sırasıyla
siyasi pragmatizm, dini ve varoluşçu yaklaşım ve nihayet devrimci
yaklaşım diye, kabaca üç başlık ya da yaklaşım altında toplanabilir.

1-
Dewey, Russell ve Popper gibi düşünürler tarafından temsil edilen
Siyasi pragmatizm, toplumun halihazırdaki yapısını ve kapitalizmi
eleştirmekle birlikte, düşüncelerini söz konusu yapının oluşturduğu
genel çerçeve içinde ifade eder ve siyaset alanındaki amacın, insan
kişiliğinin geliştirilmesiyle yaşam düzeyinin en yüksek noktaya
çıkartılması olduğunu savunur. Örneğin, siyaset felsefesinde
aristokratik bir bireyciliğin savunuculuğunu yapan Russell, hoşgörü,
cinsel özgürlük ve sağduyunun yanında olurken, materyalizme, bürokrasi
ve savaşa şiddetle karşı çıkmıştır.

2- Dini ve varoluşçu
yaklaşım, insanlığın topyekün bir yıkıma doğru gittiğini savunurken,
zaman zaman dini ya da yarı dini değerleri, zaman zaman da bireyin
bizzat kendisini ön plana çıkartmıştır.

3- Lenin, Gramsci,
Marcuse, Lukacs gibi düşünürlerin temsil ettiği yaklaşım ise, bireyin
nihai bir özgürlük ve mutluluk haline ulaşabilmesi için, kapitalizmin
ve burjuva devletinin, şiddet veya demokratik yollarla yıkılmasını
öngörür.

DEVLET FELSEFESİ

Siyaset felsefesinin bir
dalını meydana getiren ve toplumsal yaşamla devletin doğuşunu, doğasını
ve anlamını araştıran, insanlarla insanların içinde yer aldıkları
siyasi örgütlenmeler arasındaki ilişkileri inceleyen felsefe dalı.

Devlet felsefesi tarihinde, devlet şu şekillerde anlaşılmıştır:

1-
Doğal bir kurum veya organizma olarak. Bu yaklaşımın klasik temsilcisi
Platon’dur. O, devleti büyük ölçekli bir insan ya da organizma, bireyin
bir devamı olarak görür ve bu durumun bir sonucu olarak da, sırasıyla
akıl, can ve iştihadan oluşan üç parçalı ruh anlayışını aynen devlete
yansıtır. Buna göre, o devletin temelini insan doğasında bulmaktadır.

2-
Devletin, yönetimde bulunanlardan ayrı olan, fakat yöneticilerin karar
ve ehliyetleriyle gelişmesine katkıda bulundukları bir kurumlar ve
hizmetler sistemi olduğunu dile getiren Aristotelesçi devlet anlayışı.

Bu
çerçeve içinde, Aristoteles’te, devletin asıl amacı, yurttaşların maddi
bakımdan refaha ulaşmaları, ama daha çok ahlâki bakımdan gelişmeleri ve
olgunlaşmalarıdır. Devlet, bu amaç için vardır. Yani, ona göre, devlet
yönetimleri kendi başlarına iyi ya da kötü değildir, ancak söz konusu
amacı gerçekleştirebilmesine göre, iyi ya da kötü devlet vardır.

3-
Yapma bir varlık ve araç olarak devlet. Klasik temsilciğini Rousseau,
Hobbes ve Locke’un yaptığı bu anlayışa göre, insan mutlak bir özgürlük
durumu içinde varolamaz.

Mutlak bir özgürlük durumunda, insanı
dışarıdan belirleyen ve sınırlayan hiçbir güç olamayacağından, her
insan neyin iyi olduğuna kendisi karar verir ve kendi çıkarlarını
hayata geçirmeye çalışır. Bu ise, tam bir çıkar çatışmasına, hatta
insanlar arasında bir savaşa yol açar. Fakat böyle bir durum, tüm
insanlara zarar vereceğinden, insanlar bir araya gelerek, aralarında
bir sözleşme yaparlar. İnsanlar toplum sözleşmesi adı verilen bir
uzlaşma ve anlaşmaya dayanarak, ortak iradelerini temsil edecek bir
gücü, kendileri için hakem ve yönetici olarak tayin ederler.

Buradan
da anlaşılacağı gibi, söz konusu anlayışta devletin doğal bir temeli
yoktur. Bu yaklaşımda devlet, insanları birbirlerine karşı koruyacak ve
kendilerini geliştirmelerine imkan verecek bir araç olarak ortaya çıkar.

4-
Devleti, kendi irade, ehliyet, yeteneği, ve amaçları olup, bir
üniversiteye benzetilebilecek cisimleşmiş bir kişi, dünyadaki ilahi
düşünce, milli bir ruh olarak gören Hegelci devlet anlayışı. Devletin
içeriğini milli ruhun meydana getirdiğini öne süren Hegel ‘e göre,
milli ruh, din, hukuk, bilim, sanat, sanayi gibi türlü özel alanlara
ayrılır.

5- Devletin, devleti kontrol edenlerin, gücü elinde
bulunduranların çıkar ve tercihlerinden hareketle politikalar üreten
bir tür yönetim makinesi olduğunu, toplumdaki egemen sınıfın
çıkarlarına hizmet ettiğini dile getiren Marksist devlet görüşü. Söz
konusu anlayışa göre, devlet sınıflara bölünmüş olan topluma sıkı
sıkıya bağlıdır. Bu çerçeve içinde devlet, sosyal mücadeleyi, sınıf
savaşını yavaşlatan, ona engel olan, ekonomik bakımdan üstün durumda
olan, üretim araçlarına sahip bulunan sınıfın baskı aracıdır.

_________________






Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Devlet Hukuk ve Siyaset Felsefesi
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Hukuk Makaleleri

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
dersambari.goo-dart.com :: DERSLER :: FELSEFE :: Metin Halinde Belgeler-
Buraya geçin: